Anne Kanında Bebek DNA sı Tespiti İle Genetik Hastalık Taraması: NIPT ya da cf DNA

Gebelikte Temel Bilgiler kategorisinde 10 Temmuz 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

NIPT

Kromazom anomalisi tarama testleri gebelik takibinde hep endişe verici olmuştur. Zaman içerisinde testlerin başarı oranlar artmışsa da kesin tanı için göre Korion Villus Örneklemesi CVS ( Bebek plasentasından örnek alma ) ya da Amniosentez  (Bebeğin içinde bulunduğu sudan örnek alıp hücrelerinin incelenmesi ) girişimlerine  başvurmak gerekmektedir. Bu da işlemin % 0.5 gebelik kaybı oranı ile bebek bekleyen anneleri endişelendirmektedir.

Anne kanında serbestçe dolaşan bebek plasentası kaynaklı DNA nın tespiti ile kromozom anomalilerinin tanısı için yeni bir test geliştirilmiştir. Bu test cf DNA ya da Non İnvaziv Prenatal Test (girişim olmadan yapılan doğum öncesi testi olarak çevirilebilir) NIPT olarak anılır. Ancak bu testi yapan çeşitli firmalarca farklı adlar verilmektedir. Şimdilik alınan kan örnekleri Almanya ya da Amerika gibi bazı ülkelere gönderilerek sonuçlar elde edilmektedir ancak yakın zamanda bir laboratuar tarafından ülkemizde de çalışılacaktır. Bu test ile ilgili önemli bilgiler şunlardır:

  • Anne kanına geçen bebek plasentası kaynaklı serbest DNA parçacıkları elde edilerek çalışılır
  • Gebeliğin 10. Haftasından itibaren sonuna kadar bakılabilir Ancak erken tanı hedeflendiğinden bakılacaksa mümkün olan erken haftalarda bakmak mantıklıdır
  • Down sendromu için yaklaşık % 99 yakalama oranı vardır Standart tarama testlerinde bu oran yaklaşık % 80-85 civarındadır
  • Sık görülen trisomi 21 (Down Sendromu), trisomi 18 (Edward’s Sendromu) ve trisomi 13 (Patau Sendromu) ten daha fazla kromozom bozukluklarının bakıldığı çeşitli test panelleri dizayn edilmiştir
  • Yalancı pozitiflik oranı yaklaşık % 1 kadardır. Yani bebek normal olduğu halde yüksek risk gösterebilir
  • Test yüksek risk verdiğinde gebelik haftasına göre Korion Villus Örneklemesi CVS ( Bebek plasentasından örnek alma ) ya da Amniosentez ( Bebeğin içinde bulunduğu sudan örnek alıp hücrelerinin incelenmesi ) ve kromozom analizi yapılması gerekmektedir
  • Anne kanında fetal DNA oranı yaklaşık % 2-% 18 arasındadır. Elde edilen fetal DNA oranı % 8 üzeri olduğunda test daha güvenilirdir
  • % 4 altında fetal DNA elde edildiğinde test sonuç vermez
  • Düşük molekül ağırlıklı heparin kullanan gebeliklerde fetal fraksiyon DNA oranı az olacağından hasta iğnesini yapmadan kan örneği almak gerekir
  • İkiz gebelik ve kaybolan ikiz durumlarında, akraba evliliği, donasyon gebelikler ve kemik iliği transplantasyonu yapılmışlarda test uygulanmaz
  • Tarama testi olduğu kesin tanı testi olmadığı unutulmamalıdır
  • Burun kemiği olmayan, ense kalınlığı artışı gibi kuvvetli ultrason bulgusu olan bebeklerde ve ikili test dörtlü test gibi testleri yüksek risk gösterenlerde ( özellikle 1/50 nin üstü risk ) hücre örneklemesi ile ( CVS ,Amniosentez ) kromozom analizi yapılmalıdır NIPT testi kuvvetli bulgu olanlarda alternatif değildir
  • Yeni bir test olduğu ve bu konudaki bilgiler günden güne artmakta olduğundan ne zaman kime bakılması gerektiği konusu halen netleşmemiştir. Sıklıkla yüksek risk göstermeyen ancak kromozom anomalisi için şüpheli bulguları olan hastalarda önerilmekte ve tüm gebeler de bu testin varlığı ve etkinlik sınırları ve konusunda bilgilendirilmektedir. Çok hızlı gelişen bir alan olduğunda bu konudaki bilgilerin süratle güncelleneceğini düşünmekteyim.

Kadınlarda Kısırlık Sebepleri

Kısırlık ve Tüp Bebek kategorisinde 26 Haziran 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Kadında Kısırlık

Bir bebeğin dünyaya getirilmesine hem üreme hücreleri, hem rahim ve üreme organları, hem de bütün vücudu ile katılan kadında çıkan sorunlar da oldukça çeşitli olabilmektedir. Bir gebeliğin oluşabilmesi için sağlıklı çalışan yumurtalık ve hormonal fonksiyonlara ve sorunsuz bir rahim ve üreme yollarına ihtiyaç vardır. Bütün bu mekanizma birbiri ile uyum içinde ve birlikte hareket etmelidir.

 

 

 

 

Yumurtalıkların Çalışma Bozukluğu İle İlgili Sorunlar

  • Yumurtlama dediğimiz yumurtalıkta yumurta hücresi üretimi bozuklukları ( Ovulatuar bozuklıklar )
  • Aşırı kilo alma ve verme ile ortaya çıkan yumurtlama bozuklukları
  • Polikistik over hastalığı
  • Süt hormonu (prolaktin ) üretim bozuklukları
  • Tiroid hormonu bozukluklar özellikle gizli olabilen tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi )
  • Kadında erkeklik hormonu bozuklukları ( doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan androjen hormon bozuklukları )
  • Erken menopoz
  • Erken yumurtalık rezervi azalması
  • Üreme hormonlarının doğuştan gelen bazı hastalıklarla yetersiz olması (kallman sendromu )
  • Hormonları etkileyen çeşitli hormon üreten organ tümörleri
  • Kronik sistemik hastalıklar
  • Kadın yaşına bağlı üreme fonksiyonlarında azalma

 

Rahim ve Kadın Üreme Organları İle İlgili Yapısal Sorunlar

  • Rahim, tüpler ve vaginanın doğumsal kusurları ( çift rahim, rahim içi septumlar gibi )
  • Rahimin enfeksiyon veya küretaj sonrası yapışıklıkları
  • Rahim içi polip ve myomlar
  • Yumurtalık kistleri ( Yumurtama fonksiyon bozuklukları ile de ortaya çıkabilirler)
  • Tüplerin tıkalı olması ( Sıklıkla sinsi geçirilmiş kadın yolları enfeksiyonları sonrasında görülür )
  • Endometriosis (Sıklıkla tüpler ve yumurtalık çevresinde görülüp bu organların çalışmasını hem yapısal hem hormonal olarak bozan tekrarlayıcı bir hastalıktır. Bazı hastalarda çikolata kisti denilen kistler oluştururlar )
  • Çeşitli sebeplerle geçirilmiş ameliyatlar
  • Üreme organlarının her bölgesinde oluşabilecek enfeksiyonlar

Diğer

  • Aşırı istemsiz korku sebebi ile cinsel ilişkiye girememe ( vaginismus )
  • Üreme organlarının kemoterapi veya radyoterapi görmesi
  • Açıklanamayan kısırlık ( Tüm araştırmalarda bir sonuç bulunamayan olgulardır )

Erkekte Kısırlık Sebepleri Nelerdir?

Kısırlık ve Tüp Bebek kategorisinde 16 Haziran 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Erkekte yeterli sayıda, harekette, kalitede sperm üretememe durumlarında kısırlıktan bahsedebiliriz. Kısırlık olgularının yaklaşık yarısı erkek kaynaklıdır.

Oligospermi: Sperm sayısının düşük olması durumudur.

Astenospermi: Sperm hareketliliğinin yetersiz olması durumudur.

Teratospermi: Sperm yapısının bozuk olması durumudur.

Azospermi: Semen dediğimiz erkek sıvısında hiç sperm olmaması durumudur.

Bu sperm sorunları tek başına ya da birlikte olabilir.

Erkekte kısırlığın doğuştan gelen veya sonradan olan pek çok sebebi vardır. Bunların bir kısmı sperm oluşum aşamasını bir kısmı sperm olgunlaşma aşamasını etkilerken bir kısmı da dışarı verilme aşamasını etkiler. Erkekte kısırlık sebepleri şunlardır:

  • Genetik hastalıklar ( Bunlar çocuk isteme yaşına kadar hiç bulgu vermemiş olabilir )
  •  Çocukluk çağı ya da erişkinlikte geçirilmiş enfeksiyonlar ( özellikle erişkin yaşta geçirilen kabakulak ) ve bazı cinsel geçişli enfeksiyonlar.
  • İnmemiş testis ( özellikle geç tespit ve müdahale edildiğinde ) ya da sperm üretim organlarında doğuştan gelen anormallikler ( kistik fibrosis )
  • Geçirilmiş cerrahiye bağlı yapışıklık ve benzeri sorunlar.
  • Varikosel dediğimiz testis çevresi damarlarda genişleme ve testislerde ısı artışı ile sperm üretiminin bozulması.
  • Yüksek ısı ortamlarında çalışma ( fırın ya da yüksek ısılı sanayi ortamlarında )
  • Çok uzun oturarak çalışma ( testis bölgesinde sürekli ısı ve basınç artışına yol açar.
  • Sperm üretimini etkileyecek kimyasal maddelerle çalışma ya da maruz kalma.
  • Radyasyona maruz kalma.
  • Sperm üretim ve kalitesini etkileyecek ilaç kullanımı özellikle kemoterapötikler ( Bu tedaviler öncesinde spermlerin dondurularak saklanması önerilmelidir ) ve uyuşturucu maddeler, vücut geliştirici hormonal ilaçlar.
  • Testisin torsiyonu ( dönerek boğulması )ya da yaralanmaları ve kısa sürede düzeltilememesi
  • Sistemik hastalıklar hormon üretimlerini etkileyen tümör ve hastalıklar ( hipofiz bezi tümörleri gibi )
  • Doğuştan gelen hormonal yetersizlikle giden hastalıklar ( hipogonadizm )
  • Testis tümörleri
  • Cinsel fonksiyon bozuklukları ( sertleşme sorunları, cinsel isteksizlik )
  • Meninin geriye doğru idrar kesesine boşalması ( retrograd ejekülasyon )
  • Ağır stresli yaşam sigara alkol tüketimi, çeşitli çevresel ve kimyasal faktörler de suçlanan kısırlık sebepleri arasındadır.
  • Açıklanamayan erkek kısırlığı ( Olguların üçte birine yakını bu gruptadır ve belirgin sebep bulunamamaktadır )

Kısırlık Nedir? Sebepleri Nasıl Araştırılır?

Kısırlık ve Tüp Bebek kategorisinde 20 Mayıs 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Kısırlık bir yıl boyunca korunmasız ve düzenli cinsel ilişki ile gebelik elde edilememesi durumudur. Haftada ortalama iki cinsel beraberliği düzenli ilişki için yeterli sayabiliriz. Kısırlık yaklaşık olarak çiftlerin % 15 ini etkiler. Yani bir yılda ortalama  % 85 gebelik olmaktadır.  İkinci yılın sonunda % 93 oranında gebelik elde edilmiş olur. İlk altı ayda gebelik beklentisi % 70 civarındadır. Bir adet döngüsünde ortalama gebe kalma oranı % 25tir. Ancak bu oranlar özellikle kadın yaşına göre farklılık göstermekte ve ilerleyen yaş ile azalmaktadır.

Kısırlık

Kısırlık ne zaman araştırılmalıdır?

Bir yılın sonunda araştırmayı ve temel testleri yapmayı uygun görmekle birlikte çiftlerin yaş, genel sağlık, ilişki sıklığı, gebeliği etkileyebilecek jinekolojik hastalığı veya olasılığı gibi kişisel durumlar göz önünde bulundurularak daha öne de alınabilir. Adet görememe ya da ciddi düzensizlik, ileri kadın yaşı, geçirilmiş cinsel geçişli hastalık öyküsü, geçirilmiş karın cerrahisi ya da enfeksiyonu, çikolata kisti ya da polikistik yumurtalık hastalığı, çeşitli kimyasallarla çalışma durumlarında hemen incelemeye alınabilir. İlk değerlendirmede sorun görülmeyen genç çiftlere de zaman tanınabilir.

Kısırlık Sebepleri Nasıl Araştırılır?

Öncelikle adet düzeni, adet ağrısı, istenmeyen tüylenme, göğüslerden süt gelmesi, ilişki sıklığı, ilişkide ağrı, jinekolojik enfeksiyon bulguları, yumurtlamayı etkileyebilecek hormonal alt yapıyı içeren hastalıklar, geçirilmiş operasyon ve hastalıkları içeren özgeçmiş, çocuk sahibi olmayı etkileyecek soygeçmiş öyküsünü içeren ayrıntılı bir sorgulama yapılmalıdır. Ardından çocuk sahibi olmayı etkileyebilecek enfeksiyon, kist, yumurtalık rezervi gibi bulguları saptamak üzere iyi bir jinekolojik muayene yapılır. Ardından da hem temel testlere hem de sorgulama ve muayene sonucu gerekli görülebilecek özel testlere geçilir.

Kısırlık Testleri Nelerdir?

1-Spermiogram

Üç ila yedi gün cinsel ilişki olmamasını takiben erkeğin uygun koşullarda sperm örneği verip bunun değerlendirilmesi işlemidir. Otuz dakika içerisinde ulaştırılan sperm değerlendirilebilse de sperm örneğinin laboratuarlarda uygun koşullarda verilmesi tercih edilir. Sperm sayısı hareketi yapısı toplam miktarı enfeksiyon bulguları değerlendirilir. Maalesef ülkemizde erkekler spermiogram yaptırmakta isteksiz davranmaktadırlar. Ancak çocuk sahibi olamamanın yaklaşık % 50 sebebi erkek kaynaklıdır ve spermiogram testi ile kolayca tespit edilebilmektedir. Ayrınca spermiogram cinsel performansın bir göstergesi değildir. Spermiogram yaptırmadığı için sorunu tespit edilememiş farklı gerekçelerle pek çok ilaç kullanarak aylar yıllarca doğru tedavi alamayarak geç kalmış pek çok çift gördüğümü belirtmeliyim.

Sperm verilen dönemde sperm değerlerini etkileyebilecek ilaç kullanımına dikkat edilmelidir. Spermiogram verme tekniği ve laboratuvarca anlatılacak kurallara uyulmalıdır.

Normal Sperm Değerleri Nelerdir?

 

Dünya sağlık örgütü 2010 yılında normal sperm değerlerini tekrar düzenleyerek yayınlamıştır.

 

Volüm (hacim ) : 1.5 ml’den fazla olmalı

Sperm konsantrasyonu (yoğunluğu ): 15 milyon/ml ‘den fazla olmalı

Total sperm sayısı:  39 milyondan fazla olmalı

Ph :  7.2 ‘den büyük

Total motilite (Toplam hareketli sperm ): % 40’den fazla olmalı

Progresif motilite (ileri hareketlilik ): %32’den fazla olmalı

Morfoloji (normal yapı ):  %4 ‘den fazla olmalı (KRUGER STRICT KRİTERLERİNE GÖRE)

Morfoloji (NORMAL YAPI): % 30 normal ‘dan fazla normal (WHO KRİTERLERİNE GÖRE)

Lökosit : 1 milyon/ml’ den az olmalı

Yuvarlak hücre : 5 milyondan az olmalı

Likefaksiyon Süresi (Semenin Çözünme süresi): 10-20 dakika

 

Bu sonuçlar değerlendirilerek sebebe yönelik araştırmalar yapılabilir ya da yardımcı üreme yöntemlerinden birine geçilebilir. Spermler üç ay içinde üretilerek depolanıp kullanıldıkları için üç ay sonrasında olumsuz sonuçlarda ve şüpheli durumlarda spermiogram tetkikinin tekrar edilmesi ve doğrulanması uygun olur.

2- Yumurtalıkların Çalışmasının ve Hormonların Değerlendirilmesi

Kadının üreme fonksiyonlarının ve yeterliliğinin kontrolü için hem yumurtalık hormonlarına  hem de yumurtalık çalışmasını etkileyecek diğer hormonlara bakılmalıdır. Yumurtalık çalışmasını gösteren hormonlar adet döngüsünün belirli günlerinde bakılır. Hormonların çoğu adetin ikinci ya da üçüncü günü bakılmalıdır. Bu dönemde Fsh, Lh, E2 bakılması uygundur. Ayrıca Prolaktin, TSH, Serbest Testosteron aynı zamanda ya da herhangi bir zamanda bakılır. Ayrıca gerekli durumlarda DHEA so4, 17 hidroksiprogesteron gibi özel bazı bozuklukları gösteren hormonlar bakılır.

Yumurtalık rezervinin en önemli göstergelerinden biri Anti Müllerian Hormon ( AMH ) herhangi bir zamanda bakılabilir. Adetin 21. günü Progesteron hormonu bakılarak yumurtlama dediğimiz ovulasyonun olup olmadığı ve kalitesi hakkında bilgi edinebiliriz. Ayrıca vücut ısısı takibi yada idrar testleri takibi ile ( hazır kitleri mevcuttur ) yumurtlama varlığı ve zamanı tespit edilmeye çalışılabilir.

 3- Rahim Filmi; Rahimin ve Tüplerin Araştırılması

Sağlıklı bir gebelik oluşabilmesi için iyi bir rahim yatağı, açık ve fonksiyon gören tüplerin olması gerekir. Bunun tespit edilebilmesi içinde ilaçlı rahim filmi çekilmelidir. İlaçlı rahim filmi adet bitimindeki dönemde çekilir. Bu dönemde çekilmesindeki amaç hem sağlıklı bir görüntü alabilmek hem de olası bir gebeliğin üstüne rahim filmi çekmemektir. Maalesef ki klasik yöntem ve ekipmanla rahim filmi çekimi ağrılı olabilmektedir. Pek çok hastanın sosyal medyada da paylaşılmış kötü tecrübeleri olmuştur. Bu sebepten pek çok hastamızda rahim filmi çekiminden kaçınmaktadır. Ancak rahim filmi uygun basınçta ilaç veren kaliteli ekipman ve kateterle ( ilaç veren küçük plastik boru sistemi ) ağrısız olarak çekilebilmektedir. Geçirilmiş rahim ve yumurtalık enfeksiyonları, Çeşitli kistler polipler myomlar, endometriosis hastalığı, karın ve jinekolojik ameliyatlar sonrası oluşan yapışıklıklar, geçirilmiş dış gebelik rahim ve tüplerin yapısını ve fonksiyonunu bozmaktadır. Bu yüzden rahim filmi çekimini ertelememek doğru olur.

Ayrıca sulu ultrason denilen vajinal yoldan sıvı verilerek ( veya ultrasonda görülen ilaçlı sıvı verilerek ) yapılan bir ultrason yöntemi de rahim içi yapısını göstermeye yardımcı olur. Gerekli görülen veya rahim filminde veya ultrasonda  sorun görülen hastalarda kamera sistemi ile rahim içini inceleme yöntemine ( Histeroskopi ) ya da yine kamera sistemi ile karından girilerek rahim ve yumurtalıkların incelenmesi sistemine ( Laparaskopi ) geçilebilir.

GEBELİKTE ŞEKER HASTALIĞI NEDİR?

Gebelikte Temel Bilgiler kategorisinde 8 Mayıs 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Gebelikte Şeker HastalığıGebelik Şeker hastalığı Nedir ?

Gebelik döneminde önceden şeker hastalığı olmayan kadınlarda geçici şeker hastalığı görülmesine gebeliğin şeker hastalığı (Gestasyonel Diabet) diyoruz.

Gebelik Şekeri Çıktı Ben Artık Şeker Hastası mıyım?

Doğum sonrasında şeker değerleri dramatik bir şekilde düşmektedir. Sıklıkla alınan tedaviye gerek kalmamaktadır ancak bu hastalarımız hayatlarının ilerleyen evresinde şeker hastalığına adaydırlar. Sağlık kontrollerini ve yaşam tarzlarını buna göre düzenlemeleri koruyucu olacaktır.

Kimler Gebelik Şekerine Yakalanabilir?

Gebelik dönemi insülin direncinin arttığı bir dönemdir. Yüksek kilolu ailesinde şeker hastalığı öyküsü bulunan bireylerde, önceki gebeliklerinde şeker hastası olan ya da iri bebek doğuranlar, 35 yaş üstü gebeler, ölü ya da anomalili bebek doğurmuş olanlar, gebeliğinde amnios sıvısı fazla olanlar, gebeliğinde hızlı ve çok kilo alanlar, birden çok düşük yapanlar daha sık görülmekle birlikte her gebelikte gebelik şekeri görülebilir. Günümüzün hareketsiz ve yüksek kalorili ayrıca kan şekerini çabuk yükselten yüksek glisemik indexli beslenme tarzı gebelik şekeri olgularını çok arttırmıştır. Ayrıca gebeliklerin ileri yaşlara taşınması ve anne yaşının artışı da görülme sıklığını arttırmaktadır. Mesleki yaşamımda gebelik şekeri olgularının son on on beş yılda ciddi şekilde yükseldiğini gözlemledim. Sağlıklı beslenen ya da beslenmesine dikkat eden bireylerde dahi genetik ve çevresel faktörlerle gebelik şekeri görülebilir.

Gebeliğin Şeker Hastalığından Nasıl Korunabiliriz?

Şeker hastalığı ile ilgili ailesel riskleri değiştiremeyiz. Ancak yaşam biçimimizi yöneterek hem normal hayatımızda hem de gebeliğimizde kaçınmak mümkün olabilir. Normalden fazla ve hızlı kilo alımı şeker hastalığına davetiye çıkaracaktır. Ayrıca spor yapmak yüksek kalorili gıdalardan kaçınmak ve iyi bir beslenme programı uygulamak koruyucu olacaktır.

Gebelikte Şeker Hastalığının Tedavi Edilmezse Olumsuz Sonuçlar Ne Olabilir?

Gebelikte şeker hastalığı bebeğin daha fazla irileşmesine neden olabilir. İri bebeklerin doğum öncesinde ve doğumda daha fazla sorun yaşama ihtimali vardır. Doğumda omuz takılması, doğumun daha uzun süre devam etmesi, doğum travması gibi sorunlar meydana gelebilir. İri bebeklerin sezeryan oranları yüksektir.

Bebeğin olması gerekenden küçük olması gelişme gerilikleri görülebilir.

Gebeliğin başlangıcında ve süresince şeker hastalığı olan anne adaylarının bebeklerinde bazı anomalilerin görülmesi daha fazladır. Özellikle gebeliğin erken döneminde şeker hastalığı olanlarda böbrek anomalileri beyin ve santral sinir sistemi anomalileri kulak anomalileri sindirim sisteminde oluşacak anomaliler daha sık görülür. Geç dönemde ortaya çıkan şeker hastalığında bunlar görülmez.

Gebelik döneminde pre-eklampsi adı verilen yüksek tansiyon riski şeker hastalığında daha fazladır.

Gebelikte erken doğum riski ve düşük riski daha fazla olur.

Bebeğin doğmasından sonra hipoglisemi yani kan şekeri düşüklüğü yaşanabilir.

Doğumdan sonra bebekte akciğer gelişimi tam olmadığından, solunum zorluğu yaşanabilir.

Anne karnında ani bebek ölümleri gelişebilir.

Doğumdan sonra bebeklerde billuribin yüksekliği, kalsiyum seviyesi düşüklüğü,  bebeğin kan hücrelerinin fazla olması görülebilir.

 

Gebelikte Şeker Hastalığının Tedavisi Nedir?

Gebelikte şeker hastalığında tedavinin ilk adımı mutlaka gebeye uygun bir diyettir. Bu diyet  gebenin kilo, boy, yaş ve kan şekeri değerlerine uygun kişiselleştirilmiş bir diyet olmalı ve uzman bir diyetisyen tarafından düzenlenmelidir. Pek çok gebe sadece diyet ile kan şekeri düzeylerini kontrol altına alabilir. Gebe şeker takiplerine bağlı olarak gerekli olan gebelerde insülin tedavisine başlanır. Kan şekeri değerleri düzenli bir şekilde takip edilerek diyette ve insülin dozlarında ayarlamalar yapılır. Gebelik şekerinin gebelikteki olumsuz sonuçları ile karşılaşmamak için iyi bir takip ve tedavi planı yapılmalı, ilgili branşlarca belirlenip takip edilmelidir.

 

Gebelikte Özellikle İlk Üç Aydan Sonra Hızlı Kilo Alımına Dikkat?

Gebelikte Temel Bilgiler kategorisinde 30 Nisan 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

                Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yüksek kalorili hızlı beslenmenin tüm topluma olduğu gibi gebelerimize de olumsuz sonuçları olmaktadır. Eskiden bundan on on beş yıl önce sadece bir iki ayda bir gebelik şekeri olgusuna rastlarken şimdi her ay iki gebelik şekeri olgusu görmekteyim.  Hatta takip ettiğim gebelerimizin hangisinde gebelik şekeri çıkacağını büyük olasılıkla tahmin eder hale geldim.

gebelikte beslenme a

                Gebeliğin ilk üç ayı gebeler arasında farklılık gözlense de nispeten özellikle beslenme açısından konforlu değildir. Ağız tadı değişmiş bulantı ve bazen kusmalar beslenmeyi zor ve sıkıntılı bir hale getirmiştir. Ancak ikinci üç ay bu şikayetlerin sıklıkla geçtiği iştahın açıldığı bir dönem haline gelir. İşte bu dönemde yüksek kalorili beslenme hızlı kilo alımı ile sonuçlanır. Hatta bazı gebelerimiz ya da eşleri çikolata kavanozundan çıkamadıklarını itiraf ederler. Hızlı kilo alan gebelerimizin önemli bir kısmında 24. ve 28. Haftalar arası yaptığımız şeker yükleme testlerinde yüksek değerler ve gebeliğin şeker hastalığını görmekteyiz. İşte o zaman tedaviye başlamakta ve gebelerimize o üç ayda yediklerini hayal bile edemedikleri bebeklerinin ve kendi sağlığını korumak için sıkı diyet listeleri ve bazen insülin iğneleri vermekteyiz. İşte bu yüzden kilo alımımızı gebeliğin tümüne sağlıklı bir şekilde yaymak çok daha akıllıca ve konforlu olacaktır. Yani hiç yemeyin demiyoruz istediğinizi yiyin ama hobi olarak yiyin. Fobi olmasın. Sağlıklı gebelikler.

Gebelikte Şeker Yükleme Testi Zararlı mı? Güncel Durum Nedir?

Gebelikte Temel Bilgiler kategorisinde 24 Nisan 2015 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Gebelikte Şeker Yükleme Testi Zararlı mı? Gebelikte şeker yükleme testi gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığının tespiti için uygulanan rutin bir testtir. Ülkemizde ve dünyada uzun yıllardır uygulanmaktadır. Bugüne kadar ki bilimsel çalışmalar olumsuz bir sonucunu ortaya koymamıştır. Şeker Yükleme testlerinin bebeğe zarar verdiğini, zehirlediğini veya sakatlıklara neden olduğunu gösteren bir tek bilimsel çalışma yoktur. Ülkemizde ve dünyada kadın doğum meslek dernekleri, endokrinoloji meslek dernekleri, dünya sağlık örgütü, sağlık bakanlığı ve resmi kurumlar tarafından önerilmektedir. (Kaynak 1)

Her Gebe Şeker Yükleme Yaptırmalı mıdır?

Öncelikle yüksek riskli gebelere mutlaka önerilmektedir. Yüksek kilolu gebe kalanlar, ailesinde şeker hastalığı olanlar, önceki gebeliklerinde şeker hastası olan ya da iri bebek doğuranlar, 35 yaş üstü gebeler, ölü ya da anomalili bebek doğurmuş olanlar, gebeliğinde amnios sıvısı fazla olanlar, gebeliğinde hızlı ve çok kilo alanlar, birden çok düşük yapanlar riskli grupta sayılmaktadır. Bazı görüşler yüksek riskli olmayanlara şart koşmamakla birlikte ailede şeker hastalığı olmaması zayıf olmak dikkatli beslenmek maalesef gebelik şekeri hastalığının olmayacağını garanti etmemektedir.  Gebelik şekerinin zamanında ve erken teşhis edilememesi ancak bebek ve anne üzerinde yıkıcı sonuçlar ortaya çıktıktan sonra anlaşılabileceği de göz önünde tutulmalıdır.

Şeker Yükleme Testi Gebelikte Ne Zaman Yapılır?

Gebelik ilk tespit edildiğinde bütün gebeler açlık kan şekeri ya da HbA1C tetkiki yaptırmalıdır. HbA1C son birkaç ay içindeki kan şekeri yükselmelerini gösterir. Bu değerlerde yükselme görülürse ya da ailesel risk faktörü olan geçmişte diabet şüphesi olanlar ya da gebeliğe kilolu başlayan hanımlarda şeker yüklemesi hemen yapılmalıdır. Böyle bir durum yoksa gebeliğin 24. ve 28. Haftaları arasında şeker yükleme testi yapılmalıdır.

Şeker Yükleme Testi Kaç gr Şeker İle Olmalı?

Dünyada iki protokol vardır. Birincisi 75 gr ile yapılan testtir. İkincisi ise iki aşamalıdır. Önce 50 gr glukoz testi ile tarama yapılır. Eğer bu değe 140 mg/dl üzerine çıkarsa üç saatlik 100 mg/dl lik üç saatlik testler geçilir. Bazen şeker değerleri açlık ya da yükleme testinin herhangi bir aşamasında direk gebelik şekeri tanısı konacak kadar yüksek saptanabilir. O zaman çıkan değerlere göre hareket edilir ve tedaviye başlanır.

Şeker Yükleme Testinde Bebeğim Çok Şeker Almış Olmuyor mu?

Bu sıkça duyduğumuz bir soru ancak şeker yükleme testlerinde alınan şeker değerleri günlük beslenmemizdeki bazı gıdalardan daha yüksek değil. “Testler sırasında gebelere içirilen 50 gram glukoz 200 kalori, 75 gram 300 kalori, 100 gram ise 400 kalori içerir. Bu kalori miktarları günlük yaşamda herhangi bir yemek öğününde aldığımız kalori miktarlarının altındadır. Bir kutu süt, meyve suyu veya diğer içeceklerde 150-200 kalori, bir hamburgerde ortalama 300-500 kalori, 100 gr dondurmada 200, 100 gr (2 dilim) baklavada 400-500 kalori, 100 gr çikolatada 500 kalori bulunmaktadır. Yani bu testlerle bir defaya mahsus vücuda giren kalori miktarı, günlük yaşamda tüketilen sıradan yiyeceklerden çok fazla bir farklılık göstermemektedir. Testlerin etkisi gebeliğin herhangi bir döneminde 1-2 dilim baklava yemiş olmak kadardır.” (Kaynak 1)

Şeker Yükleme Testi Sırasında Baygınlık Hissi Bulantı Bebeğimi Etkiler mi?

“Bazı gebelerde test sırasında meydana gelen kısa süreli bulantı, baygınlık hissi gibi durumların bebeği etkilediğini gösteren hiçbir bilimsel veri yoktur. Gebeliğin başlangıcında pek çok gebenin benzer şekilde yaşadığı bulantı, kusma gibi yakınmaların olduğu bunların bir sakıncasının olmadığı bilinmektedir. ( Kaynak 1 )

Kaynak 1 : Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Şeker Yükleme Testi Kamuoyu Duyurusu

http://www.tjodistanbul.org/dernek/kamuoyunun-dikkatine

 

AŞILAMA TEDAVİSİ NEDİR? KİMLERE? NE ZAMAN?

Kısırlık ve Tüp Bebek kategorisinde 2 Eylül 2014 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Aşılama tedavisi çocuk sahibi olmada yardımcı bir tedavi yöntemidir. Aşılama tedavisi teknik olarak çocuk sahibi olamayan çiftlerde erkek spermlerinin laboratuarda çeşitli işlemlerle ayrıştırıp saflaştırılıp kadın rahmine uygun zamanda bırakılması işlemidir. Pratik ve kolay bir tedavi yöntemidir. Ağrılı bir işlem değildir. Anestezi gerektirmez. Aşılama tedavisinde yumurta ile spermlerin buluşabilmesi için çocuk sahibi olmak isteyen kadına da yumurtlama tedavisi uygulanır. Bu yumurtlama tedavisi haplarla olabildiği gibi iğnelerle de yapılabilir.

aşılama tedavisi a

Neden Aşılama Tedavisi Yapıyoruz?

Aşılamayı

  1. Yüksek miktarda hareketli spermin rahime geçişini sağlamak
  2. Yumurtlama zamanını ayarlayabilmek
  3. Birden fazla yumurta sağlayarak

gebelik oranlarını arttırmak için yapıyoruz.

Kimlere Aşılama Tedavisi Yapılır?

  1. Açıklanamayan infertilitesi olan çiftlere
  2. Erkek faktörlü infertilitesi olan çiftlere aşılama tedavisi yapılır. Spermlerinde sayı eksikliği olan yapı ve hareket kusuru olanlar bu tedavi için uygundurlar. Ancak erkekteki sperm tetkikinde ileri hareketli toplam sperm sayısının beş milyonun üzerinde olması asgari başarı oranı için gereklidir. Bunun altında ileri hareketli toplam sperm sayısı olan erkek hastalar tüp bebek tedavisine yönlendirilmelidir.
  3. Birleşmeye engel ya da zorlaştıran cinsel fonksiyon bozukluğu.( Erkekte sertleşme bozuklukları geriye boşalma )
  4. Hafif endometriosis
  5. Kadında sperm yıkıcı antikor varlığı
  6. İnfertilitede servikal faktör varlığı ( rahim ağzında sperm yaşayamaması ya da sperm geçememesi)

Aşılama Tedavisinin Başarı Oranı Nedir?

Aşılama tedavisinin en iyi cevap verdiği koşullarda başarı oranı % 20 civarındadır. Bu oran tedavi olacak çiftler için biraz hayal kırıklığı yaratmaktadır. Aşılama kelimesi sanki daha çok başarı vaat ediyor gibi görünmektedir ancak aşılama tedavisine karar verdiğimiz çiftlerin beklenen gebelik oranlarının bu tedavinin başarı oranından çok düşük olduğu unutulmamalıdır.

Kaç Kez Aşılama Tedavisi Yapılabilir?

Kesin bir sınır olmamakla beraber en yüksek başarı oranlarına ilk üç denemede ulaşılır. Deneme sayısı artırılabilirse de üç denemeden sonra başarı oranı dramatik şekilde düşmeye devam eder.

Spermler Neden Laboratuarda Hazırlanır?

Normal bir ilişkide spermler vajina içine dökülür. Aşılama işlemi sırasında ise hazırlanmış spermler doktor tarafından ince bir boru ve enjektör yardımı ile rahim ağzı kanalından geçirilerek rahim içine dökülür. Boşalma ile elde edilen sperm sıvısının içinde çeşitli proteinler ve maddeler bulunur ki bunlar direk rahim içine bırakıldığında ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Ayrıca kaliteli ve ileri hareketli spermler laboratuarda çeşitli işlemlerden geçirilerek daha saf kaliteli ve hareketli bir aşılama konsantrasyonu elde edilir.

Aşılama Tedavisi Ne Zaman Yapılır?

Haplar ya da iğneler yardımı ile yumurtlama tedavisi verildikten sonra ultrason ile yumurtalıklarda yumurta hücrelerinin folikül denilen keseler içinde gelişimi gözlenir. Foliküllerin olgunluğa geldiği görülünce yumurta çatlatıcı iğne verilir. Bu iğneden sonra 12-48 saat arası bir süre sonunda folikül yırtılarak yumurta hücresi rahim içine doğru tüplerde yolculuğa başlar. Ağrı kesici ilaçlar yumurta çatlamasını etkileyeceğinden çok zorunlu olmadıkça ağrı kesici kullanmamak gerekir. Zorunlu durumlarda doktorunuza ilaç seçimi için danışınız. Genellikle çatlama ortalama 36.  saat civarında olduğundan çatlama iğnesini yaptıktan sonraki 36. Saatte aşılama işlemini yumurta ile spermi bir araya getirebilmek için yaparız. 12. Ve 48. Saatte iki aşılama yapılması önerilmiş denenmişse de tek aşılamaya kesin üstünlüğü gösterilememiştir.

Aşılamada Kurtarıcı Tüp Bebek Nedir?

Aşılama hazırlığında yumurta uyarıcı tedaviler adetin başlangıcı ile verilir. Sağlıklı bir başarı oranı yakalayabilmek ve çoğul gebelikten kaçınmak için iki en fazla üç yumurta folikülü gelişimi hedeflenir. Ancak özellikle polikistik yumurtalık yapısında olan hanımlarda cevabı öngörmek mümkün olmayabilir ve beklenenden çok fazla yumurta folikülü gelişebilir. Bu gibi durumlarda tehlikeli sayılarda çoğul gebelik oluşabileceğinde tedavi iptal edilir. Anca bu hastalarda tekrar aynı durum bir sonraki yumurtlama tedavisinde oluşma ihtimali yüksek olduğundan ayrıca bu tedavide iptal edileceğinde çift ile konuşup kurtarıcı tüp bebek tedavisine o denemede geçilebilir. Ek ilaçlar verilerek tüp bebek tedavisi hazırlığına geçilebilir.

Aşılama Tedavisi Yaptığımız Ay Cinsel Beraberlik Olabilir mi?

Yumurtlama tedavisi verdiğimiz zaman ortalama adetin 12 ve 14 günleri arasında ultrason kontrolüne çağırıyoruz. Eğer yumurtalıklarda foliküller olgunlaşmışsa da çatlatma iğnesi yapıp aşılama yapıyoruz. Aşılama sürecinde yeterli sperm olabilmesi için en az üç gün bereaberlik olmaması gerekir. Dolayısı ile tedavi ayında beraberlik olabilir ancak ultrason kontrolüne gelmeden önceki üç günde kesmek doğru olacaktır.

Aşılama sonrasında da çiftler tutmayacağı ya da düşük olacağı kaygısı ile kaçınmaktadırlar. Ancak yumurtlama saati kesin değildir ve yumurta hücresi bir süre kadın rahminde yaşayabilmekte ve beklemektedir. Aşılamadan on iki saat sonrasında ve sonraki iki üç gün içerisinde yumurtayı döllenmemişse yakalayabilmek için ilişki öneriyoruz. Adete ya da test yapılana kadarki süreçte de cinsel beraberlik kısıtlamasına gerek görmüyoruz ancak olası gebelik sebebi ile dikkatli olunmasını öneriyoruz.

Aşılama Tedavisi İçin Yaş Sınırı Var mıdır?

Bilindiği üzere kadınlarda üretkenlik ve gebe kalma oranları 35-38 yaş sürecinde hızlı azalmaktadır. Bu azalmada yumurta hücresi kalitesi ve döllenme yeteneğindeki azalmanın etkili olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden bu yaş grubu ve sonrasında  aşılama çok etkin bir tedavi seçeneği olarak görünmemektedir. Tabii ki hastaların durumları kontrol edilerek fayda görebilecek hastalar belirlenebilir ve aşılama tedavi önerilebilir ancak bu hastalarda tüp bebek tedavisine yakın durmak kaybolma yolunda hızlanan potansiyeli değerlendirmek için mantıklı bir seçenektir.

Aşılama Sonrası Ne Kadar Yatmam Gerekiyor?

Hem tüp bebek hem aşılama sonrası en çok sorulan sorudur. Aşırı yatak istirahatinin bu tedavilerin başarısını arttırıcı etkisi olmadığı gösterilmiştir. Aşılama tedavisi sonrası dakikalar içerisinde spermler tüplere ulaşmaktadır. Aşılama sonrası on beş dakika istirahat sonrası klinikten ayrılabilirsiniz. Zorlayıcı olmayan aktivitelere günlük hayatınıza devam edebilirsiniz.

Kötü Yumurtalık Yanıtlı Tüp Bebek Hastalarında Tedavi Seçenekleri

Kısırlık ve Tüp Bebek kategorisinde 8 Temmuz 2014 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

 

Eğer çocuk sahibi olabilmek için tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyulmuşsa bu tedavi sırasında yeterli sayıda ve kalitede yumurta hücresi elde etmek gereklidir. Ancak çeşitli sebeplerle bazı çocuk sahibi olamayan hanımlardan bu yumurta hücreleri tedavi başarısını sağlayacak kadar alınamamaktadır. Bu hastalarımızı kötü yumurtalık cevaplı hastalar grubunda kabul ediyoruz. Şu değerlendirmeler bu hasta grubunu tespit etmekte kullanılabilir.

A) Adetin 2. ya da 3. günü FSH hormon değeri 10 üzeri olan hastalar

B) Herhangi bir zamanda alınan AMH hormon değerinin 0.5 in altında olması

C) Adetin başında yapılan ultrasonografide her iki yumurtalıkta beş veya beşten az erken yumurta hücresi (antral folikül ) bulunması

D) Daha önce zayıf cevap veren tüp bebek denemesi ( Beş ve beşten az yumurta toplanması , Tedavi iptali olması )

E) 40 yaş üstü kadın yaşı

F) Önceki tüp bebek denemesinde estrojen hormonu yeterince yükselmeyen hastalar   

       embriyolar İleri yaş, sigara kullanımı, endometriosis hastalığı, şişmanlık, geçirilmiş yumurtalık operasyonu, geçirilmiş yumurtalık ve alt karın enfeksiyonları sebep olarak görülmekle birlikte bazen bunlar olmadan da ve hatta erken yaşlarda da görülebilmektedir.

Önceki tüp bebek denemeleri sonuçları, yumurtalık rezerv testleri, ve hasta yaşına göre bu hastalar tespit edilebilmektedir. Çeşitli araştırmacılar bu hastalarda değişik kriterler önermekle birlikte (anntral folikül sayısı veya hormon değerlerini az çok farklı rakamlarda almaktadırlar ) temel sorun az ve istenen kalitede olmayan yumurta almaktır. Bazı hiç ya da çok kötü yumurta alınabilen hastaları da “çok kötü yumurtalık yanıtlı hastalar” olarak kabul ediyoruz.

 

Tedavi Seçenekleri

Mikroenjeksiyon : Sperm hücresinin laboratuar koşullarında yumurta hücresi içine bırakılarak yumurtanın döllenmesi işlemidir ki ülkemizdeki tüp bebek uygulamalarında zaten her hasta grubunda rutin olarak uygulanmaktadır.

Deneme Sayısının Arttırılması : Elbette ki maddi manevi zorlukları olan bu tedavilerde sayıyı arttırmak kolay değildir. Ancak hem deneme sayısı ile hem de denemelerle elde edilecek hasta hakkındaki bilgilerin kullanılabilmesi ile başarı şansı artacaktır

Doğal Siklus ya da Modifiye Doğal Siklus Uyarılması: Kadının kendi yumurtlamalı döngüsünün kullanılması ya da bu döngünün düşük doz ilaçlarla desteklendiği tedavilerdir. İptal oranı yüksektir. Ancak daha kolay ve ucuzdur. Yüksek dozlu tedavilerle bile zaten bir iki yumurta hücresi çıkan hastalar için idealdir.

In Vitro Maturasyon : Yumurtalıkta yeterli olgunluğa ulaşamayan yumurta hücrelerinin az bir uyarıdan sonra laboratuar ortamında uyarılmasıdır. Sınırlı hasta grubunda faydalı olabilir.

Yardımlı Yuvalanma ( Assisted Hatching ): Embrio hücresi kabuğununlazer gibi çeşitli yöntemlerle inceltilerek rahime tutunmasının kolaylaştırılması işlemidir. Ülkemizdeki pek çok klinikte rutin olarak uygulanmaktadır.

Erken Embrio Transferi: Rahim içi ortamın çok iyi olmayan embrioların toparlanmasına yardım edeceği düşünülerek yumurta toplamanın ikinci gününde embrio transferi önerilmektedir.

Yumurta Uyarıcı İlaç Dozunu Arttırma: 375-450 ünite üzeri dozların faydası çok göstertilememiştir

Yumurta Uyarıcı Tedavide Protokol Seçimi: Sıklıkla antagonist protokol, mikrodoz flare up protokol, kısa agonist protokol, klomen ya da letrozole ve antagonist protokoller kullanılmaktadır. Ancak çeşitli bilim adamları küçük farklar tespit etmişseler de bunların birbirine belirgin üstünlükleri saptanamamıştır. Hastalara göre kişiselleştirerek denenebilirler.

Yardımcı Tedaviler: Folik asitten tutunda her çeşit antioksidan ve değişik maddelerin yumurta sayısı ve kalitesini arttırabildiği iddia edilmiş ve kullanılmıştır. Bazı androjen hormonlar ve büyüme hormonu dışında bilimsel fark yaratacak madde saptanamamıştır. Bu androjen hormonlar ve büyüme hormonu da çeşitli protokollerde ve doktor kontrolünde tedavinize eklenebilir.

Yumurta ya da Embrio Havuzu: Yani bir tüp bebek denemesinde çok az yumurta ya da embrio elde edilmişse elde edilenler dondurularak saklanabilir. Bir sonraki denemedekilerde eklenerek transfer yapılabilir

Bunların dışında bazı deneysel çalışmalar da devam etmektedir ancak bunların etkinliği ve güvenliği tam kanıtlanarak güncel uygulamaya girmemiştir. Sigara içiliyorsa bırakmak sağlıklı beslenmek gibi genel yaşam kalitesini arttıran yaklaşımların hiç şüphesiz ki katkısı olacaktır.

 

 

Epizyotomi her doğumda uygulanmalı mıdır?

Doğum kategorisinde 29 Haziran 2012 tarihinde Dr Taner Toprak tarafindan yayinlanmistir; ilk yorum yapan siz olun!

Doğum ve doğumda yapılan tüm girişimler boyutları ve etkileri ile kadının ve ailesinin yaşam kalitesinde farklılıklara yol açabilecek büyük ve önemli bir deneyimdir. Epizyotomi de modern gebelik ve doğum bakımı uygulamalarında en çok kullanılan cerrahi yöntemlerden biridir. Başlangıçta zor doğumlar için saklanan epizyotomi daha sonraki yıllarda vajina dokusu korunması amacı ile koruyucu olarak kullanılmıştır.

Doğumların evden hastanelere kayması, antibiyotik ve anestezi alanındaki gelişmeler sayesinde epizyotomi kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır.Son zamanlarda epizyotominin yararları, kullanım durumu ve gerekliliği tartışılmakta her doğumda rutin uygulamak yerine gerçekten gerekli olduğu durumlarda tercih edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır

Son yıllardaki  araştırmalar  epizyotominin kullanımının sınırlandırılması gerektiğini göstermektedir. Düşük riskli vajinal doğumlarda epizyotominin rutin kullanımının modern doğum uygulamalarında uygun olmadığı belirtilmektedir. Epizyotominin sınırlı kullanıldığı kadınlar, rutin kullanılan kadınlar ile kıyaslandığında, daha az arka vajinal travma, daha az dikiş atma gereksinimi, daha erken cinsel ilişkiye başlama ve vajina  bütünlüğü daha iyi korunduğu belirtilmektedir . Yapılan daha önceki sistematik incelemeler, rutin epizyotomi kullanımının sonuçlarının, sınırlayıcı epizyotomi kullanımından daha kötü olduğunu, sınırlayıcı epizyotomi kullanımında daha az vajinal travma , daha az dikiş ve daha az komplikasyon oluştuğunu göstermektedir. Ayrıca epizyotominin yaygın kullanımı kadınların vajinal travmaya maruz kalma oranını arttırmıştır.

Bu yüzden vajina çevresindeki kaslara ve dokulara yapılan perine masajının, dokulara ve kaslara elastikiyet kazandırmada ve rehabilitasyonda önemli etkiye sahip olduğunu, vajinal bölgedeki doku ve kaslara da benzer etkileri sayesinde vajinal doğumlarda, epizyotomi uygulamasını azaltmada ve yara iyileşmesine olumlu etkisinin olduğu düşünüldüğünden önerilebilmektedir. (Sayıner ve Demirci2007).

Rutin epizyotominin uygulanmasının gerekliliği, yararları, riskleri halen tartışılmaktadır. Sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir anneyi amaçlayan gebelik bakımı uygulamalarının son kısmı olan doğumda anne ve bebeğe en az zarar vermek için epizyotomi gerçekten gerekli olduğunda mutlaka kullanılmalı ancak gerekmedikçe kullanımı sınırlandırılmalıdır. Vajinal bölge hasarını veya kalça tabanı kaslarının gevşemesini engellemek için rutin kullanımıyla ilgili halen çelişkili görüşler olsa da bebek veya anne açısından riskli bir durum görüldüğü takdirde epizyotomi yapmaktan kaçınılmamalıdır ve annelerde epizyotominin avantajları, dezavantajları ve uygulandığı takdirde bakımı ile ilgili mutlaka bilgi verilmelidir.

 

Kaynak: “Rutin Epizyotomi Uygulanmasının Gerekliliği” Sevgül DÖNMEZ, Ümran SEVİL Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı  Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:2,Sayı:3,2009 Bilimsel yazısından özetlenerek ve düzenlenerek alınmıştır.